Cahiliye toplumunda alaycılık

İman etmeyen insanlar Allah’ın insanlar için seçip beğendiği din ahlakını yaşamadıkları için Kuran’dan tamamen uzak bir yapıdadırlar. Bu nedenle de kendi aralarındaki günlük yaşamlarında alaycı tavırlar çok yaygındır.

Bu ahlak bozukluğunun altında kibirli olmaları ve güzel ahlakı yaşamamaları yatar. İçlerindeki bu kibir çeşitli nedenlerden dolayı ve birçok şekilde kendini belli eder. Bulundukları ortamda en üstün kişi olmak istedikleri için başkalarının güzel özelliklerini gördüklerinde onlarla alay ederler. Bu yolla karşılarındaki kişiyi aşağılamayı, onu insanların gözünde küçük düşürmeyi ve onun moralini bozmayı hedeflerler. Bu kişinin diğer insanların beğenisini ve takdirini kazanmasını istemezler. Allah’ın Kuran’da öğrettiği gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti yaşamadıkları için de alay ederek birbirlerini kırmaktan çekinmezler.

Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Arkadaşlarının ya da başka insanların eksiklikleriyle, fiziksel kusurlarıyla ya da hatalarıyla kendi aralarında konuşarak, alay ederler. Ayağı kayıp yere düşen, boğazına bir şey kaçan, dili sürçüp bir kelimeyi yanlış söyleyen birini gördüklerinde abartılı ve uzun süreli gülüşlerle taciz ederler. Ardından da yine o kişi hakkında küçük düşürücü yönde konuşmalar yaparlar. Hatta o an gülerek o kişiyi taciz ettikleri gibi, daha sonraki günlerde de her fırsatta bunu ona hatırlatarak, utandırmaya çalışırlar. Alaya maruz kalan kişiler de aynı ahlakı yaşamaktadırlar. Sonraki günlerde kendileriyle aynı duruma düşen birini gördüklerinde onlar da o kişilerle alay edeceklerdir. Yani tüm bu kişilerin arasında sanki “sessiz” bir cahiliye anlaşması vardır. Bu yüzden kendileriyle alay edildiğinde onlar da kendilerine gülünenden daha fazla gülerek bu durumu bastırmaya çalışırlar. Canları yanmış olsa bile bunu hissetirmemeye çalışırlar. Çünkü taciz olduklarının anlaşılması, kendilerince küçük düşmeleri anlamına gelmektedir.

Bunun dışında bazı kişiler de yolda fiziksel yönden eksikliği olan birini gördüklerinde elleriyle o kişiyi işaret ederek, gülmeye ve kendilerince alay etmeye çalışırlar. Eksikliği olan kişinin bunu görebileceğini ve taciz olabileceğini bildikleri halde böyle çirkin bir tavrı uygulamaktan çekinmezler. İnsanların kıyafetleriyle, saç şekilleriyle, konuşma tarzlarıyla, şiveleriyle, üsluplarıyla, meslekleriyle ve hatta yaşam şekilleri ile alay etmeyi bir eğlence şekli olarak değerlendirirler. Bunu da daha önce belirttiğimiz gibi yalnızca kendi gururlarını tatmin etmek, başkalarının takdir edilmesini önlemek ve diğer insanları kendilerince küçük düşürmek kastıyla  yaparlar.

GÜNLÜK HAYATTA CAHİLİYE ZULMÜ:

ALAYCILIK

Cahiliye toplumlarında alaycı ahlak ortaokul ve lise çağlarından başlayarak gençler arasında yaygınlaşır. Örneğin bir okula başka şehirden belki daha varlıklı veya güzel görünümlü bir öğrenci gelir. Diğer öğrencilerin büyük bölümü onu cahiliye insanlarına mahsus bir ahlak gereği olarak kıskanırlar, ancak bunu örtmek için onunla çeşitli yollarla alay ederler. Sürekli olarak onun eksikliklerini bulmaya çalışırlar, hatta öyle ki güzel yönlerini dahi eksiklik olarak değerlendirirler. Düz saçlıysa “süpürge saçlı” olduğunu, uzun boyluysa “sopa” gibi olduğunu söyleyerek, kendi aralarında ona kendisinin hoşuna  gitmeyecek isimler takarlar. Böylece o kişi hakkında alaycı bir üslup kullanarak, herkesi bu yönde etkilemeye, herkesin o kişiyi küçük görmesini sağlamaya çalışırlar.
Aynı şekilde sınıfta kendilerinden daha çalışkan, daha başarılı bir öğrenci olduğunda da bunu çekemezler. Onu küçük düşürmek için, başarısını yerecek tarzda lakaplar takarak onunla alay ederler.

Sınıftaki diğer öğrencilerle de alay etmek için her fırsatı değerlendirirler. Özellikle maddi konuları alay etmek için uygun bulurlar. Geçen seneki formasını ya da ayakkabısını giyen birini küçümsemek ve alaycı bir şekilde arkasından konuşmak sık yapılan bir harekettir. Öğrencilerin oturdukları semtler, evleri ve evlerindeki eşyalar da alay malzemesidir. Kişilerin babalarının mesleği, annelerinin çalıştığı yer, alışılmadık, değişik bir isme sahip olmaları veya kişinin isminin tanınmış biri ile aynı olması gibi pek çok konu, alay edilecek şeyler olarak görülebilir. Bazı öğrenciler özellikle öğretmenleri ile alay ederler. Öğretmen tecrübesiz yeni bir öğretmen ise üslubu ile ya da tecrübesiz tavırları ile alay ederler. Öğretmen yaşlı ise bazı hareketleri ağır yapıyorsa ya da gözleri iyi görmüyorsa bununla da alay edilir. Öğretmenlerinin kıyafetleri de alay konusudur. Mesela öğretmen sık sık aynı kıyafeti giyiyorsa, kıyafeti ütüsüz ise bunu birbirlerine söyleyerek alay ederler.

Bu durum işyerleri için de geçerlidir. Oradaki alaycılık ise kişilerin sahip oldukları mevkilere göre değişmektedir. İnsanlarda genelde mevki olarak kendi altlarında bulunan kişilere karşı daha yoğun bir alaycılık gözlemlenir. Bunu yapan kişiler böylelikle kendi enaniyetlerini tatmin etmeye çalışırlar. Kendilerinden üstte olan kişilere kibir yapamayacakları için kendilerine bağlı olan ya da daha alt mertebede gözüken kişileri ezmeye çalışırlar, bunu da onlarla alay ederek yaparlar. Örneğin, çoğunlukla şirketlerde müdürler sekreterlerine karşı alaycıdırlar, onların yaptıkları işlerle, hazırladıkları şeylerle alay ederler. Buradaki alaycılık lisedekinden farklıdır. Açıkça isim takarak değil de gizliden gizliye yapılır. Verilen tepkilerde, küçümseyen tavırlarda, alaycı bakışlarda bu durumu görmek mümkün olur. Karşıdakinin yüzüne bakmadan konuşmak, cevap vermemek, duymamış gibi yapmak, karşı tarafın ilk defa karşılaştığı durumlarda veya yaptığı acemiliklerde gülmek, etrafa alaycı bakışlarla bakmak bunlar arasında sayılabilir.

Alaycılığın farklı bir şekli de iş yerlerinde yarış halinde olan kişiler arasında görülür. Örneğin birbirleriyle rekabet halinde olan iki sekreter, birbirlerinin kusurlarını, eksik yaptıkları işleri bütün iş yerine duyurmaya çalışırlar. Veya birbirlerinin fiziksel kusurlarıyla, kıyafet seçimleriyle, yürüyüşleriyle veya herhangi bir özellikleriyle alay ederek, birbirlerini diğer insanların gözünde küçük düşürmek isterler. Eğer bu iki kişiden biri daha mazlum bir insansa, diğeri onu ezmek kastıyla her an iğneleyici sözlerle, küçük düşürücü bakışlar ve konuşmalarla ona sıkıntı vermeye çalışır. Genellikle diğerlerine göre tevazulu, mülayim insanlar çalışma ortamlarında hep ezilen kesimi oluştururlar. İnsanlar Kuran ahlakından uzak yapılarıyla bu tarz kişilere yüklenir, ama kendilerinden üstün gördükleri, baş edemeyeceklerini düşündükleri kişilere yanaşmazlar. Hatta o kişilere karşı sürekli “sempatik” görünmeye çalışırlar.

Cahiliye toplumunun günlük yaşamına da alay hakimdir. Kuran ahlakının yaşanmadığı böyle ortamlarda alaycılık toplumun hemen her alanında yaygın şekilde görülür. Özellikle de fakirlerle alay edilir. Onların kıyafetleri, konuşma tarzları ve üslupları, renk seçimleri, yaşam biçimleri alay konusu olan malzemelerdir. Okullarda, iş yerlerinde, zenginlerle fakirlerin yan yana geldiği toplu ortamlarda bu sık sık karşılaşılan bir durumdur. Ama bunun yanı sıra fakirlerin zenginlerle alay etmesi de sıkça görülür. Her iki kesim de cahiliye ahlakını yaşadıkları için hiçbiri bu ahlakın çirkinliğini kabul etmek istemezler. Üstelik onları, bu çirkin tavırlardan uzak tutacak bir sınır da yoktur. Allah korkusuna sahip olmadıkları için, yaptıkları alaycılığın karşılığını ahirette göreceklerini göz ardı ederler. Hesap gününü düşünmeden yaşamlarını sürdürürler.

Bu din ahlakından uzak yapı içinde, artık sınır tanımaz bir azgınlık gösterirler. Zengin birinin üzerindeki kıyafetleri kıskanarak ona çeşitli çirkin isimler takarlar, örneğin “palyaço gibi” olduğunu söyleyerek alay ederler. Sanki üzerindekiler çok kötüymüş, rüküş olmuş gibi bir izlenim oluşturmaya çalışırlar. Bu, aslında o kişiyi kıskandıkları için yaptıkları bir eylemdir. Bu ahlaktaki kişiler, kendilerinde olmayan herşeyi kıskanır ve bunlara sahip olan insanlarla alay ederek, onlardan intikam aldıklarını düşünürler.

Kuran ahlakını yaşamayan insanlar birbirlerinin ufak tefek fiziksel kusurları ile de alay ederler. Örneğin bir kişinin ellerinin, ayaklarının küçük ya da büyük olması, saçlarının olmaması ile alay ederler. Boyu kısa ya da uzun olan bir kişiye lakap takarak sürekli yüzüne vururlar. Kişinin şişman ya da zayıf olması ile alay ederler. Gözleri bozuk olan, şaşı olan, gözlük takan bir kişi ile lakap takarak alay ederler. Kulakları ağır işiten bir kişiyle de çeşitli şekillerde alay ederek taciz ederler. Kadınlar özellikle kendi aralarında arkadaşlarının saçlarının kesimi ve rengi ile alay ederler. Kısacası cahiliye ahlakını yaşayan bu insanlar arasında hemen herşey alay konusu olabilir. Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Daha birbirileriyle ilk karşılaştıkları anda dahi alaycı tavırlarına başlarlar. Örneğin, o gün şık giyinmiş birine “Nereye böyle? Düğüne mi gidiyorsun?” diye sorarak rahatının kaçmasını, kıyafetinin abartılı olduğunu düşünmesini sağlar. Veya biri nezaketen “nasılsın” diyerek hatırını sorduğunda, diğeri “Sen benim nasıl olduğumu merak eder miydin?” şeklinde alaycı imalarda bulunur. Sık sık iğneleyici bakışlar ve sözler kullanır. Bunların son derece çirkin tavırlar olduğunu görmek istemezler. Aynı şey kendilerine yapıldığında canları yanar ama yine de vazgeçmeyi düşünmezler. Çünkü bu tavır, artık onların cahiliye toplumunun bir gereği olarak doğal karşıladıkları bir yapı olmuştur. Arkadaş toplantıları ve sohbetlerde de bu tarz alaycılığa çok sık rastlanır. Sürekli olarak arkadaşlarının, yakınlarının gıyaplarında alaycı espri ve konuşmalar yaparlar.

Özellikle beceriksizlik ya da sakarlık yapan biriyle alay etmek önemli bir eğlencedir cahiliye insanları için. Doğum günlerinde ya da önemli günlerde aldıkları hediyeleri beğenmeyip, başka arkadaşları ile beraber onu alay konusu edinirler; verenin ucuz bir hediye seçtiğini, zevksiz bir seçim yaptığını dile getirirler.
Cahiliye insanlarının alaycılıkları her zaman açıkça olmayabilir. Aralarında uyguladıkları en yaygın kötü ahlak özelliklerinden biri de iğneleyici sözler ve kötü bakışlarla imalı bir şekilde alay etmektir. Özellikle kendilerinden makam, mevki, özellik ya da yetki bakımından üstün biriyle direkt alay edemeyecekleri için kendi aralarında bakışarak, gözleriyle anlaşarak alay ederler. Böylece gizlice alay ederek kendilerinin o kişiden üstün olduklarını, o kişiyi aşağıladıklarını düşünürler. Örneğin bir şirket ortamında yönetici sınıfına sahip birisi bir hata yaptığında, mesela dili sürçtüğünde, ortamda bulunan kişiler kendilerinden üst düzeyde olan bu kişiyle açıkça alay edemezler. Bunu yapamadıkları için de bu imalı alay yöntemini kullanırlar. Birbirlerine anlamlı bir şekilde bakarlar, gözlerinin içinde alaycı bir gülüş vardır. Dışarıdan bakan dikkatli bir kişi bunu elbette hemen fark eder, fakat açıkça yapmadıkları için ispatlamak pek mümkün olmaz.

Din ahlakından uzak toplumlarda, tüm bu sıkıntı verici davranışlar nedeniyle bireyler son derece huzursuz bir ortamda yaşamak zorunda kalırlar. Herkes birbiriyle alay edecek bir yön bulur, ama kendisiyle alay edilmesinden de ciddi anlamda rahatsız olur. Buna rağmen içinde bulundukları ortamı değiştirmek için bir çaba harcamazlar. Çünkü alaycılığın kötü bir davranış olduğunu, Allah’ın emrettiği ahlaka uygun olmadığını dile getirirlerse, kendileri de başkalarıyla alay edemeyeceklerdir. Bu ise, nefislerinin kesinlikle istemediği bir durumdur. Bu yüzden karşılaştıkları alaycı tavırları, sanki hayatın bir gereğiymiş gibi kabullenirler. Bundan dolayı da birbirlerinin kötü davranışlarını yadırgamazlar. Allah Kuran’da, “Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!” (Maide Suresi, 79) ayetiyle bu tip kişilerin yanlış tutumlarını haber vermiştir.

Sonuç olarak Kuran ahlakının yaşanmadığı bir yerde, her çeşit alaycı tavır, küçük düşürücü konuşma, rahatsız edici bakış ve gülüş görülebilir. Bunun meydana getirdiği sıkıntılı ve huzursuz ortamdan  kurtulmanın tek yolu ise Kuran’ın emrettiği güzel ahlakı benimsemek, onu yaşamak ve yaşatmaktır.

KURAN’DA, ALAYCILIK YASAKLANIR

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakablarla’ çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)

Allah yukarıdaki ayetiyle, insanların yaşamlarının her anında alaycılığı yasaklamıştır. Ayette yasaklanan konuların her birinin, cahiliye toplumlarında yaşanan ahlaksızlıklar olduğunu önceki bölümlerde anlatmıştık. Ancak burada alaycılık konusunu Kuran’a uygun bir bakış açısıyla, daha detaylı olarak ele almakta fayda vardır.

Ayette dikkat çekilen, toplumların birbirleriyle alay etmesi, kendi medeniyetlerini üstün görmesi, diğer insanları küçümsemesi dinsizliğin birer sonucudur. Oysa Allah Katında üstünlük ölçüsü insanların sahip oldukları Allah korkusu ve takvadır. Yoksa maddi güç, fiziksel özellikler, ileri bir teknoloji veya herhangi başka bir dünyevi kıstas insanları birbirlerinden üstün kılmaz. İnsanların farklı özelliklere sahip olması, kadın veya erkek olması, değişik ırklara mensup olması, beyaz tenli veya siyah tenli olması birer üstünlük alameti değildir:

Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

Allah, Hucurat Suresi’nin yukarıdaki 11. ayetinde kadınların da birbirleriyle alay etmesini yasaklamıştır. Özellikle kadınların birbirlerine karşı alaycı sözler sarf etmeleri, iğneleyici konuşmalar yapmaları cahiliye toplumlarında daha sık rastlanan davranışlardandır. Hatta bu davranışlar öyle “alışılmış” olaylardır ki, iki kadın arasında geçen bu tarz bir diyalog çok makul karşılanır. Bir kadın başka bir kadının fiziksel yöndeki eksikliklerini mümkün olduğunca sık dile getirir. Hatta açık bir eksikliği yoksa da herhangi bir özelliğini bir kusurmuş gibi göstermeye çalışır. İçinde duyduğu kıskançlık sebebiyle her türlü iftiraya, alaycı tavra başvurabilir.

Oysa Kuran’da insanların birbirlerine sıkıntı verici, taciz edici davranışlar göstermeleri çirkin bir ahlak olarak tanımlanmıştır. Allah bir başka ayetinde insanların birbirlerini çekiştiren, gizli yönlerini araştıran tavırlarının çirkinliğini şöyle bir örnekle haber vermiştir:

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)

Allah bir diğer ayetinde yine insanlar arasındaki alaycı tavırlara dikkat çekerek, gerek sözle gerekse bakışla yapılan alaycılığın üzerinde durmuştur:

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline; (Hümeze Suresi, 1)

Kuşkusuz bu ayetteki kesin ifadeden, böyle bir davranış göstermekten çekinmek gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. İnsanların, gerek bakışlarla ve mimiklerle, gerekse sözlerle uyguladıkları alaycı tavırlar elbette karşılıksız kalmayacaktır. Allah Kuran ahlakını yaşamayan, hesap gününü düşünmeden çirkin davranışlarda bulunan bu kişileri yukarıdaki ayetiyle uyarmaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, alaycılık yalnızca cahiliye toplumu insanlarına özgü bir ahlaksızlıktır. Müminler arasında böyle çirkin tavırlara kesinlikle izin verilmez. Müminler güzellik, zeka, zenginlik, yetenek gibi her türlü özelliği, insanlara Allah’ın verdiğini bilirler. Birbirlerinde gördükleri güzel özellikleri de büyük bir hoşnutlukla karşılarlar. Nefislerine değil, Allah’ın rızasına uydukları için, cahiliye toplumu insanlarının içlerinde yaşadıkları kibir, haset gibi duyguları yaşamazlar. Bu yüzden birbirlerine karşı her zaman hoşgörülü, hüsn-ü zanlı, olumlu, mütevazi bir yaklaşım içinde olurlar. Aynı şekilde birbirlerinde gördükleri eksiklikleri de Allah’ın bir deneme olarak verdiğini bilirler. Bu yüzden bu eksiklikleri ortaya çıkarmaz, aksine bunları telafi edecek yönde güzel davranışlar gösterirler. Alaycılığı çağrıştıracak en küçük bir tavırdan, bakıştan, sözden dahi şiddetle sakınırlar. Müminlerin alaycılığa bakış açısını aşağıdaki ayette haber verilen, Hz. Musa (as)’ın sözleri açıkça yansıtır:

Hani Musa kavmine: “Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. “Bizi alaya mı alıyorsun?” dediler. (Musa) “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. (Bakara Suresi, 67)

Görüldüğü gibi müminler alaycılığa benzer bir hareket yapmaktan derhal Allah’a sığınırlar. Böyle bir davranış göstermenin cahilce bir tutum olduğunu bilirler. Herşeyden önemlisi bunun Allah’ın hoşuna gitmeyecek bir tavır olduğunu bilmeleri, bundan sakınmaları için en büyük nedendir.

Alaycı insanların ahirette görecekleri karşılık

D inlerini bir oyun ve eğlence konusu edinen, kutsal değerlere karşı akılsızca alaycı bir tavır gösteren insanların aldığı karşılık yalnızca dünyadaki ile sınırlı kalmaz. Kuran’da bildirildiği gibi onları asıl olarak ahiret karşılığı beklemektedir. Allah nasıl müminleri cennet ile müjdeliyorsa aynı şekilde inkarcıları da azapla tehdit etmektedir.

Herkesin, dünya hayatında yaptıklarından dolayı tek tek hesaba çekileceği din günü geldiğinde, bu insanlar elbette büyük bir pişmanlık yaşayacaklar ve dünyadayken işledikleri suçların karşılığını da  mutlaka alacaklardır. İşte o gün asıl kendileri alay edilecek konuma düşeceklerdir. Çünkü onlar bu günleriyle karşılaşacaklarını ummamışlar, azgınca isyankar tutumlarına devam etmişlerdir. Fakat artık kaçabilecekleri bir yer yoktur. Aşağılatıcı azap kendilerini beklemektedir. Bunun sebebi dünyadayken Allah’ın ayetlerini alay konusu edinmiş olmalarıdır. Ancak cehennemde içine düştükleri hal sebebiyle, şimdi asıl alay konusu edilecek olan inkarcıların kendileridir. Kuran’da onların bu durumu şöyle anlatılır:

Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. Arkalarından cehennem (onları izlemektedir). Kazandıkları şeyler, onlara hiçbir yarar sağlamaz. Allah’tan başka edindikleri veliler de. Onlar için büyük bir azap vardır. (Casiye Suresi, 9-10)

Görüldüğü gibi dünyadayken çirkin bir cesaretle ve pervasızca dini alaya almaya çalışan bu insanlar, farkında olmadan çok büyük bir tuzağa düşerler. Onlar için büyük bir azap hazırlanmıştır ve Allah dünyadayken yaptıkları herşeyi kendi aleyhlerine döndürmüştür. Dinle ve müminlerle alay etmek suretiyle yapmış oldukları kötülükler kendilerine isabet etmiştir. Böylelikle üstün olmak isterken, büyüklük iddiasında bulunurken son derece küçük bir konuma düşmüşlerdir. Allah pek çok ayetiyle bu acı sonu insanlara hatırlatmıştır:

Kazandıkları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Zümer Suresi, 48)

Böylece işledikleri kötülükleri kendilerine isabet etti ve alaya aldıkları şey, kendilerini sarıp-kuşatıverdi. (Nahl Suresi, 34)

Dünya hayatında alaycılığı seçenler, Allah’ın ayetleriyle, elçileriyle ve müminlerle alay edenler yaptıklarının karşılığı olarak cehennem ateşiyle kuşatılacaklardır. Böylece dine karşı gösterdikleri alaycı tavrın acı karşılığını göreceklerdir. İbret verici bir diğer konu ise, bu insanlar için hazırlanan cehennem azabının sonsuz oluşudur. Çünkü onlar nasıl ahireti ve hesap gününü göz ardı ederek unuttularsa, din günü geldiğinde de onlar göz ardı edilecekler ve Allah’ın rahmetinden uzak tutulacaklardır. Kuşkusuz bu, bir insanın karşılaşabileceği en korkunç sondur. Bu gerçek Kuran’da şöyle anlatılır:

Onların yaptıkları şeylerin kötülüğü kendileri için açığa çıktı ve alay konusu edindikleri de onları sarıp-kuşattı. Denildi ki: “Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur.” “Bunun nedeni şudur: Çünkü siz Allah’ın ayetlerini alay konusu edindiniz; dünya hayatı da sizi aldattı.” Böylece ne ordan (ateşten) çıkarılırlar, ne (Allah’tan) hoşnutluk dilekleri kabul edilir. (Casiye Suresi, 33-35)

MÜMİNLER DE AHİRETTE İNKARCILARLA ALAY EDECEKLERDİR

Bu bölüme dek inkarcıların, müşriklerin, münafıkların ya da din ahlakını yaşamayan insanların, kibirleri nedeniyle dinle, ayetlerle, elçilerle ve müminlerle alay ettiklerinden, dahası bunu alışkanlık haline getirdiklerinden söz edildi. Gerçekten de tarih boyunca cahiliye insanları kendilerince müminlere sıkıntı vermek, onların şevklerini kırmak, mücadelelerinde onları olumsuz yönde etkilemek kastıyla alaycılık silahına sarılmışlardır. Ancak onların hesap etmedikleri çok önemli bir gerçek vardır. Zamanı geldiğinde müminler de onlarla alay edeceklerdir.

Tüm insanların dünyadayken yaptıklarıyla hesaba çekileceği hesap günü gerçekleşeceği kesin olan bir vaattir. O gün hiçbir insan için geri dönüş imkanı yoktur ve herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz olarak alacaktır. İşte o gün geldiğinde Allah’a ve elçisine bağlı olan, onların gösterdiği yoldan ilerleyenler yani müminler, Allah’ın onlar için yarattığı nimetlerle dolu cennete girecekler ve Allah’ın dilemesi dışında sonsuza dek orada kalacaklardır. Allah’a ve elçisine isyan eden, O’nun diniyle ve elçileriyle alay eden, inananları alaycı sözlerle ve hakaretlerle incitmeye çalışan kişiler ise her türlü azabın olduğu cehenneme girecekler ve “bütün zamanlar boyunca” onun içinde kalacaklardır. Dolayısıyla o gün de müminlerin inkarcılarla alay edeceği gün olacaktır. Çünkü onlar müminlerle alay ederken bu yaptıklarından dolayı hesap vereceklerini ve bunun sonucunda sonsuza dek cezalandırılacaklarını düşünmemişlerdir. Yalnızca dünya hayatını yaşayacaklarını, tekrar dirilmeyeceklerini zannetmişler, ahiretin varlığını ya inkar etmişler ya da uzak görmüşlerdir. Bunlardan dolayı cezalandırılabileceklerini ise hiç akıllarına getirmemişlerdir. Kendilerine hatırlatıldığında hatırlatanlarla da alay etmişlerdir. Bununla da kalmamış, din ahlakını yaşayan, Allah’a teslim olan, Kuran’daki güzel ahlak sistemini benimseyen insanlara da cephe almışlar, her fırsatta onlara alaylı ifadelerle saldırmışlardır. Fakat ahiret günü geldiğinde müminlerin doğru yolda oldukları anlaşılmış, asıl alay konusu olanların ise inanmayanlar olduğu ortaya çıkmıştır. Çünkü bu şekilde davranarak yalnızca kendilerine kötülük yapmışlar ve  kendi sonsuz hayatlarını mahvetmişlerdir.

Allah’ın cehennemde vereceği azap çok şiddetli olacağı için daha önce yaşamadıkları büyüklükte sıkıntılar ve azaplar kendilerini beklemektedir. Buna karşın müminler ise benzeri görülmemiş bir güzellik ve nimetle ödüllendirilecektir. İnkarcıların dünya hayatındayken “pervasızca” alay ettikleri o insanlar, sonsuza kadar nimet yurdu olan cennetlerde ağırlanacaklardır. Her iki taraf da birbirini görecek ve Allah’ın adaletine şahit olacaklardır. Kuran’da o günkü ortam şöyle tarif edilmiştir:

Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler. Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. Nasıl, kafir olanlar, işlediklerinin ‘feci karşılığını gördüler mi?’ (Mutaffifin Suresi, 34-36)

Ancak bir kez daha belirtmek gerekir ki, o gün Allah’ın adaleti tam olarak tecelli edecektir. Çünkü Allah bu insanlara dünyada öğüt alabilecekleri bir süre vermiş, onları ahiretin ve hesap gününün yakınlığı ile uyarmıştır. Ancak onlar buna rağmen vicdanlı davranmamış ve alaycılığa devam etmişlerdir. Kuran’da bu gerçek şöyle bildirilir:

Andolsun, Biz onları, sizleri kendisinde yerleşik kılmadığımız yerlerde (size vermediğimiz güç ve iktidar imkanlarıyla) yerleşik kıldık ve onlara işitme, görme (duygularını) ve gönüller verdik. Ancak ne işitme, ne görme (duyuları) ve ne gönülleri kendilerine herhangi bir şey sağlamadı. Çünkü onlar, Allah’ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alay konusu edindikleri şey, onları sarıp-kuşattı. (Ahkaf Suresi, 26)

Görüldüğü gibi kendilerine dünyada birçok fırsatlar verilen bu insanlar bunu iyi kullanmadıkları ve alaycı tavırlarına devam ettikleri için bu vicdansızlıklarının cezasını çekmeye mahkumdurlar.

Müminlerle alay eden bu insanlar ahirette müminlerden yana çok büyük bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Kendileri yaptıkları dolayısıyla cehenneme gönderildiklerinde dünyadayken yanlış yolda olduklarını zannettikleri müminleri de orada görmek isteyeceklerdir. Ve işte o an nasıl bir aldanış içinde olduklarını fark edeceklerdir. Onlar müminlere gülerken ve onlarla alay ederken bir anda kendileri küçük konuma düşmüş ve alay edilecek hale gelmişlerdir. Aşağıdaki ayette onların bu acınacak halleri şöyle anlatılır:

Ve derler ki: “Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz.” Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?” Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad Suresi, 62-64)

Müminlerin cennette olması inkar edenlere büyük bir darbe olur. Çünkü cennet Allah’ın müminler için hazırladığı, içinde sonsuza dek kalınacak olan mükemmel bir ortamdır. Orada nimetlerin her türlüsü vardır. Bu olağanüstü ortam inkarcılara gösterildiğinde, müminlerin böyle güzel bir yerde ağırlanmasından dolayı büyük şaşkınlık yaşarlar. Oysa herkes sadece dünya hayatında yaptığının karşılığını almıştır. Allah Kuran’da haklının haksızdan ayrılacağı o büyük günü şöyle tarif eder:

(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir. İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler. Rableri Katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet ve üstünlük) budur. (Şura Suresi, 22)


Böylelikle Allah zamanı geldiğinde hem dünya hayatında müminlerle alay eden inkarcılara yaptıklarının karşılığını verir, hem de müminleri sabretmeleri dolayısıyla mükafatlandırır. Allah Kuran’da bu gerçeği şöyle bildirir:

Kimin tartısı hafif gelirse, işte onlar da kendi nefislerini hüsrana uğratanlar, cehennemde de ebedi olarak kalacak olanlardır.
Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle kalıverirler.
Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?
Dediler ki: “Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz  sapan bir topluluk imişiz.”
“Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz.”
Der ki: “Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin.”
“Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de,”
“Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz.”
“Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.” (Müminun Suresi, 103-111)