Alay etmenin kaynağı kibirdir

Bir insanın kendini diğer insanlardan büyük görmesine, üstün tutmasına “kibir” denir. Kibirli kişiler, diğer insanlara karşı, onları aşağı gördüklerini hissettiren bir tavır sergilerler. Ancak kibiri yalnızca insanlara karşı gösterilen bir tavır bozukluğu olarak düşünmek doğru olmaz. Çünkü kibirli insanlar aynı zamanda Allah’ın dinine uyma, doğru yola davet edildiğinde bu yola icabet etme konusunda da büyüklenirler.

İnsan, vicdanıyla hareket etmediği, nefsinin telkinlerine uyduğu,  Allah’ın Kuran’da tarif ettiği ahlakı uygulamadığı müddetçe nefsinin bu tuzağına düşecektir. Çünkü Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, “… nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir…” (Yusuf Suresi, 53) Şeytanın telkinlerine uyan ve kendilerini hiçbir gerçekliği olmayan üstünlüklere sahip gören kişiler, artık tamamen nefislerinin kontrolünde hareket ederler. Bundan dolayı da kibirli olmaları ya da diğer bir deyişle büyüklenmeleri kaçınılmazdır.

Kibir, şeytanın da en belirgin özelliklerinden biridir. Kuran’da bildirildiği gibi Allah, meleklere Hz. Adem (as)’a secde etmelerini emrettiğinde İblis hariç hepsi secde etmiş, İblis ise secde etmekte direnmiştir. Kuşkusuz bunun sebebi, kendisini büyük bir akılsızlıkla, Hz. Adem (as)’dan üstün görmesi ve bundan dolayı büyüklenmesidir. Kuran’da şeytanın bu durumu şöyle anlatılır:

Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (Bakara Suresi, 34)

… sonra meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. Onlar da İblis’in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: “Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?” (İblis) Dedi ki: “Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.” (Allah:) “Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.” (Araf Suresi, 11-13)

Ancak ne şeytanın, ne de onun sahte çağrılarına uyanların herhangi bir üstünlükleri yoktur. Aksine bu kişilerin Allah’ın herşeyin üstünde güç sahibi olduğu gerçeğini inkar ederek içine düştükleri akılsızlık, onları küçük düşürmektedir. Allah Kuran’da kendilerince “büyüklük” iddiasında olanlar için “… onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur…” (Mümin Suresi, 56) şeklinde haber vermiştir. Bu ayetten de anlamaktayız ki, inkarcılar ne kadar arzu etseler de istedikleri büyüklüğe ulaşamazlar. Çünkü büyüklük yalnızca Allah’a aittir ve Allah ancak Kendisi’ne itaat eden kullarını yüceltir. Azgın inkarcıları ise hem dünyada, hem de ahirette küçük düşürür. Yukarıdaki ayetin ardından gelen ayetlerde de Allah, inkarcıların nasıl bir körlük ve kavrayışsızlık içinde olduklarını şöyle bildirmiştir:

Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz. Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar. (Mümin Suresi, 57-59)

Yukarıdaki ayetlerde de haber verildiği gibi insanların çoğu Allah’ın gücünü ve büyüklüğünü kavrayamadıkları için, kendilerine bir lütuf olarak verilen özelliklerden dolayı kibirlenir ve büyüklenme hevesine kapılırlar. İşte bu insanların içlerindeki kibiri dışarı vurma yöntemlerinden bir tanesi insanlarla alay etmektir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, onları küçük gördüklerini hissettirerek kendilerini yüceltebileceklerini zannederler. Bunlardan dolayı da din ahlakından uzak olan cahiliye toplumlarında “alaycılık” çok yaygın bir davranıştır.

Alaycı insanlar içlerindeki büyüklük hevesi nedeniyle sürekli herkesin eksik yönünü görür, güzel yönlerini ise fark edemezler. Bu tip kişilerin her birinin kendilerine göre kibirlendikleri bazı özellikleri vardır. Örneğin kimi başarısından, kimi güzelliğinden, kimi de zenginliğinden dolayı kibirlenir. Bundan dolayı da bu yönlerde eksiği olan insanlarla karşılaştıklarında onların eksiklikleriyle alay ederler. Kendilerine bu özellikleri verenin Allah olduğunu ve dilediği her an geri alabileceğini düşünmeksizin böylesine azgın bir tutum sergilerler.

Cahiliye toplumlarında din ahlakından uzak olan yapı sebebiyle, alaycılık yaşamın kopmaz bir parçası halini almıştır. Çocuklar, gençler hep bu kültür ve ahlakla birlikte büyürler. İlerleyen sayfalarda din ahlakından uzak insanların kendi aralarında yaşadıkları alaycılık örneklerinden de söz edeceğiz. Ve bu tavırlarıyla kendi kendilerini nasıl sıkıntılı bir ortama soktuklarına şahit olacağız.

Sonuç

Kitap boyunca anlatılanlardan anlaşılmaktadır ki, alaycılık Allah’ın razı olmadığı, müminlerin şiddetle sakındıkları, inkar edenlere has bir davranış şeklidir. Ancak Kuran ahlakını yaşamayıp, cahiliye ahlakını tercih eden insanlar, alaycılık yüzünden kendilerini son derece sıkıntılı bir ortama sokarlar. Her an alay edilme, küçük düşürülme, insanların alay dolu bakışlarına maruz kalma gibi endişelerle yaşamlarını sürdürürler. Böyle yıpratıcı bir ortamdan gerçek anlamda kurtulabilmelerinin tek yolu ise Allah’tan korkup sakınmak ve O’nun emrettiği Kuran ahlakını yaşamaktır.

Bu kitapta işlenen konulardan bir diğeri de cahiliye toplumu insanlarının alaycılıklarını, dine ve müminlere karşı kullanmalarıdır. İnkarcılar bu tavırlarıyla kendilerini yücelttiklerini ve bundan dolayı bir zarar görmeyeceklerini zannediyor olabilirler. Fakat kitap boyunca anlatıldığı gibi Allah’ın dinine, elçilerine ve müminlere karşı alaycı davranışlarda bulunan kişiler bilmelidirler ki, bu çirkin tutumlarına bir son verip tevbe etmedikleri takdirde, dünyada ve ahirette bu azgınlıklarının karşılığını mutlaka alacaklardır. Üstelik bu, şiddetli bir karşılık olacaktır. Din ahlakından uzak insanlar, Allah’ın kendilerini her an duyduğunu ve her an gördüğünü unutmamalıdırlar. Onlar alaycı sözler sarf ederken veya içlerinden alay dolu düşünceler geçirirken, Allah onların üzerinde şahittir. Ve tüm sözleri, davranışları ve düşünceleri hesap günü karşılarına getirilecektir:

Allah’ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)

Sonuç olarak en akılcı davranış, bu kötü ahlaktan hemen vazgeçmek ve tevbe ederek bir daha asla dönmemektir. En güzel davranış ise Allah’a teslim olmak, O’nun dinini yaşamak ve güzel ahlaklı olmaktır. Böyle yapanlar açıktır ki, dünyada ve ahirette kazanacaklardır. Çünkü Allah, güzel davranışlarda bulunan

kullarına güzelliği vaat etmiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

Şüphesiz muttaki olanlar, cennetlerde ve pınarlardadırlar; Rablerinin kendilerine verdiğini alanlar olarak. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda (güzel davranışta) bulunanlardı. (Zariyat Suresi, 15-16)

Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır; öyle ki, kötülükte bulunanları, yaptıkları dolayısıyla cezalandırır, güzel davranışta bulunanları da daha güzeliyle ödüllendirir. (Necm Suresi, 31)